Mualla Eyüboğlu Anhegger’in Yaşam Öyküsü

Mualla Eyüboğlu Anhegger’in aile kökleri Trabzon’a dayanmaktadır. Babası Mülkiye mezunu Mutasarrıf Rahmi Bey, Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük destekçilerinden biridir. Annesi ise Lütfiye Hanım’dır. Mualla Eyüboğlu 1919 yılında Sivas’ın Aziziye kasabasında I. Dünya Savaşı’nın bittiği bir dönemde doğmuştur. Çocukluğu Kurtuluş Savaşı döneminin Kütahya ve Artvin illerinde geçti. Babasının Trabzon milletvekili olmasından dolayı çocukluğu ile ilkokul dönemi burada geçti.

Mualla Eyüboğlu Anhegger, ailesinin İstanbul’a taşınmasından sonra eğitimine İstanbul Kız Lisesi’nde devam etti. Bu yıllarında Tolstoy, Balzac, Halide Edib Adıvar, Reşat Nuri Güntekin ve Yahya Kemal Beyatlı gibi isimlere ilgi gösterdi. Üniversite eğitimini Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (MSGSÜ)’nin mimarlık bölümünde tamamlayarak 1942 yılında mezun oldu. Ağabeyi Sabahattin Eyüboğlu’nun Fransa’dan dönmesinin ardından onu görmek için Ankara’ya gitti. Ağabeyinin kendisini İsmail Hakkı Tonguç’la tanıştırmasından sonra Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde Yapı Kolu başkanı olarak görevlendirildi. Sonraki süreçte yardımcıları olan iki Macar ustayla beraber Eskişehir, Aydın, Kayseri ve Erzurum gibi illerde Köy Enstitüleri’nin kurulabilmesi için arazi seçip binalar inşa etti.

mualla eyüboğlu kimdir ile ilgili görsel sonucu

Mualla Eyüboğlu Anhegger, doğduğu Aziziye kasabasına da giderek orada Aziziye Köy Enstitüsü’nü kurup açılışını gerçekleştirdi. 1942 ile 1947 yılları arasında toplamda 21 Köy Enstitüsü’nün kuruluşuna katıldı. Zehirli sıtma hastalığına yakalanınca çalışmalarına ara vermek zorunda kaldı. Sonraki yıllarında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Yüksek Şehircilik ve Tasarı Geometrisi kürsülerinde asistanlık görevlerinde bulundu. Bazı Alman ve Fransız arkeologlarla Efes ve Yazılıkaya kazılarına katıldı. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nda raportör olarak görev aldı. Barbaros Hayreddin Paşa Türbesi, Süleymaniye Külliyesi, Siyavuşpaşa Köşü, Rumeli Hisarı ve Topkapı Sarayı’nın restoresine önemli katkılar sağladı. Rumeli Hisarı’nın 1958 yılında halka açıldığı dönemde Alman tarihçi Robert Anhegger’le evlendi. Anhegger’la evlenmeden önce Ruhi Su, Suphi Taşhan ve Yaşar Kemal gibi isimlerle yakın dostlukları vardı.

Mualla Eyüboğlu Anhegger, 1969 yılında eşiyle beraber Amsterdam’a gitti ve beş yıl orada kalarak radyo ve üniversitelerde konferanslar verdi. Emirgan Yalısı’nın restoratörü olduğu dönemlerde izinsiz yurt dışına gittiği gerekçesiyle görevinden alındı. İstanbulu’a dönünce Topkapı Sarayı Harem Dairesi’nde fahri rehberlik yaptı. 1973 ve 1975 yıllarında ağabeylerini, 2001 yılında ise eşini kaybetti. 1986’da Topkapı Sarayı’nda Padişah Evi (Harem) adlı kitabını yayımladı. 1997’de TRT tarafından çekilen Harem’in Gizemi belgeselinde danışmanlık yapıp çekim kadrosunda yer aldı. 2003 yılında kendisiyle yapılmış bir röportajdan oluşan Hitit Güneşi Mualla Eyuboğlu Anhegger adlı bir kitap yayımladı. 2008 yılında Mimarlar Odası Mimarlığa Katkı Dalı Başarı Ödülü’nü kazandı.16 Ağustos 2009’da ise İstanbul Beyoğlu’nda bulunan Doğan Apartmanı’ndaki müze evinde hayatını kaybetti.

Çok Yönlü Bir Mimar

Mualla Eyüboğlu Anhegger, Erken Cumhuriyet döneminde, hem yeni yönetimin mimari temsiliyeti hem de ülkenin kentsel ve kırsal alanlarının kalkınması hedeflenerek pek çok tasarım ve inşaat faaliyeti gerçekleştirilmiştir. Bu faaliyetlerin içinde büyük kamusal yapılar, imar planları, modern konut projeleri gibi farklı ölçekte tasarımlar yer almıştır. Türkiye’nin bu hareketli mimarlık ortamında, her ne kadar sayıları az da olsa kadın mimarların mesleki alanda etkinlikleri oldukça fazla olmuştur. Bu dönemde, bazı Batı ülkelerinde bile kadın mimarlar, mesleki eğitim alma, mesleğe kabul edilme ve konut tasarımı dışındaki uygulama alanları konusunda kısıtlamalarla karşılaşırken Türkiye’de büyük ölçekli mimarlık yarışmaları, kamusal yapıların tasarımı ve uygulaması, tarihî yapıların restorasyonu gibi mesleğin her alanında etkin rol almışlardır.

Türkiye’nin ilk kadın mimarlarından Mualla Eyüboğlu Anhegger, bu aktif mimarlık ortamının önemli aktörlerinden biri olmuştur.1942 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nden (DGSA) mezun olan Eyüboğlu Anhegger, kendisini Leman Cevat Tomsu, Münevver Belen, Leyla Turgut ve Neriman Birce’den sonra mezun olan dördüncü kadın mimarlar kuşağında saymaktadır. Kendi kaleme aldığı özgeçmişinin ilk cümlesinde kendini şöyle tanımlar: “Yüksek mimar, öğretmen, bilim adamı.” Bu kısacık cümle bile meslek hayatında oynadığı çok yönlü rolü bize göstermektedir. Mezun olur olmaz kendini köy enstitülerinde bulmuş, kariyeri modern yapı inşasından eski eser restorasyonuna kadar çok farklı alanlarda gelişmiştir.

Yapı Kolu Başkanı ve İnşaat Öğretmeni

mualla eyüboğlu eserleri ile ilgili görsel sonucu

Köy enstitüleri, Cumhuriyet’in ilk yıllarında binlerce gence sırf akademik değil, uygulamalı, üretime yönelik eğitimlerin verildiği kurumlardı, dolayısıyla farklı bir eğitim mimarisine de ihtiyaç doğmuştu. Enstitüler tekil bir okul binası değil; öğrenci yatakhaneleri, öğretmen evleri ve misafirhaneleri, atölyeleri, yemekhaneleri, yerine göre ahırları, kümesleri, bağ-bahçe yapıları, depoları, garajları olan kampüslerdi ve her biri bulunduğu bölgenin ihtiyaçlarına ve iklimine yönelik olarak tasarlanmıştı. Her enstitü için ayrı mimari yarışmalar açılmış, bu yarışmalara katılacak mimarların bölgede birkaç gün kalıp iklimsel ve çevresel analizler yapması da şart koşulmuştu. Dönemin pek çok etkin mimarı bu yarışmalara katılmış ve seçilen projelerin uygulamalarını ise Yüksek Köy Enstitüsü Yapı Kolu yürütmüştür.

Mualla Eyüboğlu Anhegger 1942’de DGSA’dan mezun olduğu yıl ağabeyi Sabahattin Eyüboğlu’nun cesaretlendirmesi ile Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde Yapı Kolu Başkanı ve Enstitü Yüksek Bölümü inşaat öğretmeni olarak çalışmaya başlamış ve pek çok Köy Enstitüsü’nde öğrencilerle birlikte çeşitli plan ve uygulamalar gerçekleştirmiştir. Kendisinin Hasanoğlan’da çok aktif olduğunu Türkoğlu’nun anılarından anlıyoruz: “Yüksek bölümün öğretmenliğinin yanı sıra orta kısım yapılarının ve başka enstitülere ait yapı işlerinin de danışmanı ve uygulayıcısı olmuştur. Yapı kolundaki öğrencilerin diğer kollardaki hocalarla çalışmasını da sağlarken onlarla yakın çevre ve yurt gezilerine de çıkmıştır.”

Mualla Eyüboğlu Anhegger buradaki eğitmenlik görevi kapsamında Mimarlık Bilgisi, Zirai Yapıcılık, Teknik Resim, İç Süslemeciliği, Sanat ve Uygarlık Tarihi, İşlik ve Seminer Çalışmaları derslerini veriyordu. Bu derslerin bir kısmı teorik iken bir kısmı da Macar yapı ustası Sili Layoş’un da yardımı ile uygulamalı olarak gerçekleştiriliyordu. Öğrencilerin burada öğrendikleri, köylerine döndüklerinde uygulayabilecekleri ve ihtiyaçları doğrultusunda adapte edebilecekleri bilgilerdi. Örneğin, Özkucur’un aktardığına göre, Mualla Eyüboğlu Anhegger Yüksek Yapı Kolu’ndaki öğrencilere, mimarlık ve tarımsal yapıcılık dersinde uygulanabilir nitelikte bir köy evi, ahır ve samanlık tasarlatmıştır. Bu projeler toplumun her kesimine tasarlanmış, sağlıklı yapıları ulaştırmaya, en önemlisi de tasarlamayı ve uygulamayı öğretmeye ne büyük önem verildiğini gösteriyor.

Öte yandan, Yüksek Köy Enstitüsü’ndeki öğrencilerin çeşitli bölgelerden gelmesi, farklı geleneksel inşaat tekniklerini de buluşturuyordu. “Beşikdüzü Köy Enstitüsü’nden Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’ne gelen yardımcı ekip, Orta Anadolu’da yaygın toprak damı, ilk kez görüyordu. 1,5 metreyi bulan kar ağırlığını taşıyabilecek kalınlıkta taşıyıcı direk ve kirişlerin üzerindeki kalın toprak tabakasına çok şaşıyorlardı. Bu şaşkınlık iklim koşulları, doğal manzaralarda da oluyordu. Bunun nedenleri açıklanınca ikna oluyorlar ve ilk şaşkınlık ve uyumsuzlukları yavaş yavaş kayboluyordu. Böylece Anadolu’nun köy insanı bizzat yaşayarak, görerek ve üreterek yurdunu da tanıyordu.”

Bu şaşkınlığın ve öğrenmenin tek taraflı olduğunu söylemek haksızlık olur. Mualla Eyüboğlu Anhegger pek çok yazısında ve söyleşide köy enstitüleri sayesinde Anadolu’yu ve çeşitli yapım tekniklerini tanıdığını itiraf etmiştir: “Bir yandan Hasanoğlan’da öğrencilere proje okuma ve uygulama dersi verirken, bir yandan da öğrencilerle kendi köylerinde içinde yaşadıkları binaların rölövelerini yaptırmaya çalışıyordum. Onlar benden çizim ve okuma teknikleri öğrenirken, ben de onlardan Anadolu’nun değişik yörelerindeki yaşam koşullarının belirlediği mimari hacimleri, malzemeleri öğreniyordum. Bu öğrenme bende Konya evi ile Kayseri ve Erzurum evi arasındaki mimari özellikleri anlayabilecek, temelde ve ayrıntıdaki farklılıkları ortaya çıkarabilecek bilgi birikimine yol açıyordu ki bu birikimin bana, daha ileriki yıllarda Topkapı Sarayı’ndaki Harem onarımlarında oldukça önemli katkılarının olduğunu burada açıklamam gerekir.”

mualla eyüboğlu eserleri ile ilgili görsel sonucu

Mualla Eyüboğlu Anhegger, eğitmenliğinin yanı sıra, bu döneminde çok geniş bir coğrafyada pek çok yapıyı da hayata geçirmiştir. En bilindik uygulamaları yine Hasanoğlan’dadır. Hasanoğlan Köy Enstitüsü Kemal Ahmet Aru, Orhan Arda ve Adnan Kuruyazıcı’nın yarışma projesinin uygulaması idi, fakat proje yüksek kısmı kapsamıyordu, dolayısıyla bu kısımların binalarının projelerini Mualla Eyüboğlu Anhegger çizmiş ve uygulamıştır.

Kendi yazdığı biyografilerde burada “marangoz atölyesi, müzik okulu, hamam ve çamaşırhane, bağevi, çocuk bahçesi, dinlenme evi ve toprak damlı kantin”i, yerinde, öğrencileri ile birlikte elindeki maddi imkân ve malzemelerle inşa ettiğinden bahsetmektedir.Kantin binasında toprak dam kullanmasının nedenini “öğrencilerin köylerinde kendi çatılarını tamire mecbur oldukları zaman dikkat etmeleri gereken teknik bilgileri onlara öğretebilmek” olarak açıklamaktadır.Burada bile köy enstitülerindeki inşaat faaliyetini bina yapmanın ötesinde eğitimin bir parçası olarak gördüğünü anlıyoruz.

Hasanoğlan Enstitüsü’ndeki anılarını anlatırken Pakize Türkoğlu yüksek bölüm öğrencilerinin kendileri için yaptıkları yapıyı ise şöyle aktarıyor: “Hiçbir karanlık yeri yoktu yeni yapının. Tuvaletleri, bavul odası, bodrum kattaki kitaplık ve dergi odası, hepsi apaydınlıktı. Bu yapının planı, Mualla Eyüboğlu ile Macar yapı ustası Sili Layoş tarafından yapılmıştı. Yeni binanın sanki her şeyi kanatları altına almışçasına bir duruşu vardı. Arkadan büyük bir T olarak görünüyordu. T’nin öndeki geniş yeri, dikdörtgen biçiminde balkonlu, pencereleri geniş büyük bir okul görünümündeydi.”

Köy enstitülerindeki görevi Hasanoğlan ile sınırlı değildi elbet. Edirne’den Kars’a kadar köy enstitülerine bağlı köy okullarının inşaatlarını kontrol etmiş ve kendi deyişi ile “bu sayede Anadolu’yu tanımıştır”.Yine kendi notlarına göre çalıştığı enstitülerin içinde Ladik (Samsun), Beşikdüzü (Trabzon), Akçadağ (Malatya), Dicle (Diyarbakır) ve Arifiye (İzmit) Köy Enstitüleri bulunmaktadır. Kızılçullu (İzmir), Cilavuz (Kars), Çifteler (Eskişehir), Gönen (Burdur), Aksu (Antalya), Gölköy (Kastamonu), Kepirtepe (Edirne) ve İvriz (Konya) Köy Enstitülerinde gezici inşaat derslerinin yanı sıra köy okulu inşaatlarının da kontrolörlüğünü yapmıştır. Ortaklar (Aydın) Köy Enstitüsü’nün yer seçimini ve vaziyet planını hazırlamış, dershaneler ve öğretmen evlerini inşa etmiştir. Pulur (Erzurum) Köy Enstitüsü’nün vaziyet planının yanı sıra çeşme ve dersliklerini yapmıştır. 

 Tahir Tuğ’un projesi ile gerçekleştirilen Savaştepe (Balıkesir) Köy Enstitüsü’nün de vaziyet planını hazırlamıştır. Pazarören (Kayseri) Köy Enstitüsü’nü ise Ahsen Yapanar ile birlikte gerçekleştirmiştir. Vaziyet planı, veli yatakhanesi, idare binası, dershaneler, yatakhaneler, atölyeler ve misafirhane Mualla Eyüboğlu Anhegger’in eserleridir.

Mualla Eyüboğlu Anhegger, diğer köy enstitülerindeki bu faaliyetlerini şöyle özetliyor: “Kurulu olanların eksik binalarının projelerini çizer, çocuklara verip ayrılırdım oradan. Planların tatbikatında güçlük çekiliyorsa, o zaman biraz daha uzun kalıp nasıl tatbik edileceğini de gösterirdim. Birkaç gece bu enstitülerin misafirhanesinde kaldıktan sonra, yine Hasanoğlan’a dönerdim.”

Genç bir mimarın bugün hayal edemeyeceği kadar çok yapıya birebir öğrencileri ile birlikte imza atmıştır, fakat köy enstitüleri Mualla Eyüboğlu Anhegger’in hayatında bunun ötesinde bir öneme sahiptiler. Anadolu’yu daha yakından tanımakla kalmamış, bu geniş coğrafyada gördüğü çeşitlilik onda daha sonraki çalışmalarına yön verecek bir hayranlık uyandırmış, hatta giyiminden evindeki eşyalara kadar yaşantısına yansımıştır. Bir yazısında şöyle demiştir: “Köy Enstitüsü binalarını yaparken sayıları yirmiyi bulan ve Cilavus-Kars’tan Kepirtepe-Tekirdağ’a kadar uzanan çeşitli doğal ve toplumsal farklılıkların bana öğrettiği şeyler, benim ve hocalarım olan mimarların projeleriyle Anadolu’ya götürebildiklerinden çok daha fazlaydı.”

mualla eyüboğlu kimdir ile ilgili görsel sonucu

,Burada saydığımız uygulamalarının dışında, yapı kolu öğrencileri ile birlikte tasarladığı tip projeler de hem dönemin ruhunu hem de Eyüboğlu Anhegger’in detaylara verdiği önemi anlamamızı sağlıyor. En ince detayına kadar tasarlanmış kümesler, soğuk iklim için konut yapıları gibi projeler toplumun her kesimine tasarlanmış, sağlıklı yapıları ulaştırmaya, en önemlisi de tasarlamayı ve uygulamayı öğretmeye ne büyük önem verildiğini gösteriyor.

Restoratör Mimar

Mualla Eyüboğlu Anhegger, 1952 yılında Prof. Arseven ve Prof. Gabriel’in tavsiyeleri üzerine, henüz yeni kurulmuş olan Gayrimenkul Eski Eserler Yüksek Kurulu’nda (GEEAYK) raportör olarak çalışmaya başlamıştır. Hocalarının teşvikiyle restorasyon alanına yönelmiş, önce kontrolör olarak sonra da keşifler hazırlayarak çalışmaya başlamıştır. 1970 yılına kadar, Milli Eğitim Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne bağlı yüksek mimar olarak görev yapmıştır. Bu görevleri sayesinde çok sevdiği Anadolu’da yeniden çalışma imkanı bulmuş, Edirne’den Mardin’e birçok tarihî yapının mevcut durumunu belgeleyerek ve restorasyon şantiyelerini denetleyerek rapor hazırlamış, bazen de onarım işlerini üstlenmiştir.

Özellikle köy enstitülerinde çalıştığı dönemde edindiği yapı uygulama deneyimi, geleneksel Anadolu mimarisine ve farklı yapım sistemlerine ilişkin bilgiler ile sonrasında bulunduğu kazı çalışmaları, raportörlük görevini kendi deyimiyle “cesaretle kabul etmesinde yardımcı olmuştur”.

Başta İstanbul olmak üzere, Sivas, Edirne, Diyarbakır, Van, Trabzon, Aydın, Elazığ, Bitlis, Siirt gibi birçok şehirde Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün koruması altındaki Türk-İslam eserlerinin restorasyonunda çalışmıştır.1976 yılında İstanbul Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü’ne atanmış, emekli olduğu 1983 yılına dek, İstanbul’da, başta türbeler olmak üzere, çeşitli eski eserlerin onarımlarıyla görevlendirilmiştir.

Mualla Eyüboğlu Anhegger

Topkapı Sarayı gibi pek çok önemli Osmanlı eserinde Mualla Eyüboğlu Anhegger’in izi bulunmaktadır. 1961-71 yılları arasında Topkapı Sarayı’nda başta Harem Dairesi olmak üzere birçok bölümün restorasyonunda çalışmış, bu dönemde özellikle kubbe ve duvarlardaki özgün bezemeler ile büyük havuz ve onun alt seviyesindeki Bizans sarnıcının ortaya çıkmasını sağlamıştır.Ayrıca yine İstanbul’da, Zevki Kadın Sıbyan Mektebi’nin GEEAYK bürosuna dönüştürülmesi; Rumeli Hisarı; Barbaros Hayreddin Paşa Türbesi; Sultan İbrahim Türbesi; Ayasofya’da bulunan I. Mahmud şadırvanı, kütüphane, III. Mehmed Türbesi, II. Selim Türbesi, III. Murad Türbesi; Süleymaniye Külliyesi Tabhane binası; Galata Mevlevihanesi; Siyavuş Paşa Kasrı; Emirgan’da Şerifler Yalısı gibi birçok yapının restorasyonunu da üstlenmiştir.

Bu dönemde Anadolu’da restorasyonunu ve kontrolörlüğünü yürüttüğü başlıca yapılar ise, Edirne’de Selimiye Arastası, Gazi Mihal Hamamı, Üç Şerefeli Cami, Eski Cami; Sivas’ta Buruciye Medresesi, Çifte Minare ve Şifahiye medreseleri; Mardin Zinciriye Medresesi; Kayseri Kalesi ile Huand Hatun Külliyesi; Trabzon Kalesi’dir.

Mualla Eyüboğlu Anhegger, Hem hakkındaki pek çok röportajda, hem de katıldığı konuşmalarda ve yayımlanmış yazılarında daha çok mesleki hayatının bu döneminden bahsetmektedir. Özellikle uzun yıllar boyunca emek verdiği ve her detayına hâkim olduğu Topkapı Sarayı Harem Dairesi onarımları hakkında Türkiye’de ve yurtdışında pek çok seminer vermiş, makale yazmış ve bir de kitap yayımlamıştır.

Tüm yazılarımız için tıklayın.

Bizimle iletişime geçin!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir